Uzun zamandır bu köşede sizlerle buluşamamıştık. Bazen insan durup düşünüyor: Gazete okunuyor mu, yazılanlar karşılık buluyor mu, yoksa bizler boşuna mı anlatıyoruz?
Oysa bu köşeler; fikirler içimizde kalmasın, konuşulsun, tartışılsın, doğru bilinen yanlışlar düzelsin diye var. Ne yazık ki çoğu zaman yazılanlara ne bir itiraz geliyor ne bir katkı… Yetkililerden ise çoğu zaman tek bir ses bile çıkmıyor. İnsan buna üzülüyor. Ama yine de yazmak zorundayız.
Çünkü bazı konular var ki susmak, kabullenmektir.
Benim mesleğim yangın. Ben bu işi masa başında değil, sahada öğrendim. Parayla alınmış bir belgeyle değil; okuyarak, uygulayarak ve kamunun disiplinini içselleştirerek.
Yıllarca kamuda edindiğimiz tecrübeyi sahada uyguladık, şimdi de anlatıyoruz. Ve şunu çok net söylüyorum:
Yangın güvenliği bir evrak işi değildir. Yangın güvenliği, insan hayatı meselesidir. Ve insan hayatı, yangın güvenliği söz konusu olduğunda parayla ölçülemeyecek kadar değerlidir.
Tekrar söylüyorum: Yangın sistemleri ucuz değildir; ama insan hayatı, onlardan çok daha pahalıdır.
Geçtiğimiz günlerde BBC’de yayımlanan ve Kartalkaya yangınını ele alan belgeseli baştan sona izledim. Belgesel bize yangının nasıl çıktığını değil, nasıl önlenemediğini anlatıyor.
Yangın saat 03.16–03.17 sularında mutfakta başlıyor. Bilirkişi raporlarına göre mutfak ekipmanlarının projeleri yok, bakımları yapılmamış. Sadece iki dakika içinde alevler büyüyor, gaz boruları delinmeye başlıyor ve yangın kontrolden çıkıyor.
İşte burada devreye girmesi gereken şey şudur: Yangın güvenliğinin üç sacayağı.
Birinci sacayağı: Proje
Bu binanın en başta yangın projeleri olmalıydı. Mekanik tesisat, yangın hattı, alarm sistemi, acil tahliye planları…
Ama sahada yöneticilere bunları sorduğumuzda aldığımız cevabı hiç unutamam: “Bu dediğiniz şeyler nedir?”
Proje yoksa, yangın anında herkes kendi aklına göre hareket eder. Ve panik, alevden önce öldürür.
İkinci sacayağı: Projeye Uygun Uygulama
Projeyi çizmek tek başına güvenlik sağlamaz. Asıl güvenlik; doğru malzeme seçimi, uygun boru çapları, doğru basınç, debi, kapasite hesapları ve tüm sistemin projeye birebir uygun şekilde sahaya uygulanmasıyla mümkündür.
Bunun devamı ise sistemlerin düzenli, sürdürülebilir ve ehil kişiler tarafından bakımının yapılmasıdır.
Ama ne görüyoruz? Yangın dolaplarının önü ahşap dekorlarla kapatılmış. Yangın söndürme cihazları gözden uzak yerlere gizlenmiş. Borular ekonomik olsun diye yetersiz çapta döşenmiş.
Milyonlar dekorasyona harcanmış, can güvenliği ise ustanın insafına bırakılmış.
Oysa yangın güvenliği süslenmez, görünür olur.
Üçüncü sacayağı: Eğitim
Gelelim en hayati noktaya…
Yangın 03.17’de başlıyor, mutfak personeli 03.24’te fark ediyor. Tam 7 dakika.
Biz bu süreye altın zaman deriz. Bu 7 dakikada bir yangın söndürülür, büyümeden kontrol altına alınır.
Futbolda bile 7 dakikada maç kazandıran goller atılır. Ama burada o 7 dakika seyredilmiştir.
Ama filmde ne görüyoruz? Yangını fark eden personel panik içinde. Yangın söndürme cihazının önünden geçip kaçıyor.
Silahı olan ama ateş etmeyi bilmeyen asker gibidir bu. Ekipman var, ama eğitim yok.
Eğer o yangın söndürme cihazı kullanılsaydı; belki yangın büyümeyecekti, belki duman yayılmayacaktı, belki bugün 78 insan hayatta olacaktı.
Yangın alarm sistemi doğru projelendirilmiş olsaydı, sirenler çalacak, insanlar uyanacak, kaçış başlayacaktı. Elektrikler kesilecek, acil aydınlatmalar devreye girecek, kaçış yolları insanları yönlendirecekti.
Uçaklara binerken bize acil durumlar defalarca anlatılır. Peki otellere, alışveriş merkezlerine, fabrikalara; kısacası toplu yaşam ve çalışma alanlarına girerken neden kimse bize “yangın çıkarsa ne yapacağımızı” anlatmaz?
Bu filmde açıkça görüyoruz ki, acil durum ekipleri fiilen yoktu. Varsa bile sadece kâğıt üzerindeydi.
Oysa bu ekipler gerçekten oluşturulmuş ve eğitilmiş olsaydı; itfaiye gelene kadar yangına ilk müdahale yapılacak, kurtarma ve ilk yardım süreçleri başlatılacak, can kaybı en aza indirilecekti.
İtfaiye olay yerine ulaştığında ise bina sorumlusu, itfaiye personeline bina hakkında rehberlik edecek, tahliye planlarına göre, kurtarılacak kişiler için öncelik sırası belirlenerek hareket edilecekti.
Ama bunların hiçbiri yaşanmadı. Nedeni çok açık: eğitimsizlik ve önemsememek.
Tahliye planları görünür olmalı. Bu planlar üzerinde; acil müdahale ekipmanları, yangın söndürme cihazları, kaçış yolları ve toplanma alanları açıkça işaretlenmelidir. Profesyonel kurtarma ekipleri geldiğinde, bu planlar yol gösterici olmalıdır.
Yangın söndürme cihazları ulaşılabilir olmalı. Önleri kapalı değil, gizlenmiş değil, herkesin görebileceği yerde olmalıdır.
Ama hepsinden önemlisi şudur: Tatbikat yapılmalıdır.
Çünkü tatbikat yoksa plan kâğıttır. Tatbikat yoksa ekip isimden ibarettir. Tatbikat yoksa, yangın anında herkes yalnızdır.
Formun Altı
Şimdi bunu herkesin anlayacağı dille söyleyelim:
Yangın güvenliği üç ayaklı bir masa gibidir: Proje, projeye uygun uygulama ve eğitim. Bu üçünden biri eksikse masa devrilir, altında da insan kalır.
Ya da şöyle düşünün: Bir harita çizdiniz (proje), o haritaya göre yol yaptınız (uygulama), ama aracı kullanmayı bilmeyen birine verdiniz (eğitim yok). Sonuç kazadır.
Kartalkaya’da olan budur. Bu bir kader değildir. Bu bir organizasyon ve disiplin eksikliğidir.
Bir kişinin hayatı, bir başkasının ihmali ya da tasarruf anlayışına teslim edilemez.
O yüzden tekrar ediyorum, tekrar edeceğim: Yangın güvenliği bir yangın tüpünden ibaret değildir. Yangın güvenliği; proje, projeye uygun uygulama ve eğitimdir. Bu üçü bir arada yoksa, geriye sadece vicdan azabı kalır.
Yazar: Güngör YILMAZ Yangın Uzmanı Diploma No: 109 |